Uncategorized

Keğloğlan Dodurgalar Mağarası Ege Bölgesi’nde gitmediğim, gezmediğim, kamp kurmadığım yer kalmadı diye düşünüyordum ama bu gezide yanıldığımı anladım.

Her yeri karış karış gezmek mümkün değilmiş demek ki. Siz hiç Dodurgalar Keloğlan Mağaraları’nın adını duydunuz mu, veya gittiniz mi, gezdiniz mi? Bu mağaranın varlığından haberim bile yoktu son gezime kadar. Yeni yerler, yeni köşeler keşfetmek, gelenekler, görenekleri yaşamak için seyahat etmeye devam. Ayvalık’tan biraz uzak kalalım dedik. Geçtiğimiz haftalarda, gidip görmek ve çok merak ettiğim Denizli’nin Gölhisar bölgesine doğru yola koyulduk. Sonbahar’dan kış mevsimine geçişlerin yaşandığı, yeşil ile sarının birbirine karıştığı, sararıp düşen yapraklar, yeşil kalmış sararmamak için direnen yapraklar arasında keyifli bir doğa gezisi yaşadık. 


     Denizli’ye 60 kilometre kala
     Canımızın istediği yerlerde durduk, çay içtik, kahvede oturanlarla sohbet ettik, bölgeleri tanımaya çalıştık. Denizli’ye 60 kilometre kala gözümüze bir levha ilişti. Adı çok ilginç geldi bize; “Dodurgalar Keloğlan Mağarası” Ayşe’ye bu mağarayı mutlaka görmemiz gerektiğini söyledim. Rotamızı ana yoldan Dodurgalar Kasabası’na çevirdik. Sarkıt ve dikitleriyle çok ilginç görseller meydana gelmiş bu mağarada saatlerce gezilecek, gözlerinize inanamayacağınız güzellikleri yaşadık. 145 metre uzunluğundaki içi aydınlatılmış mağarada flaşlı fotoğraf çekimi yasaklanmış. Daha önceki yıllarda bunun zararını görmüşler ve yasaklamışlar. Biz de buna saygı duyarak telefonumuzdaki flaşları kapattık.


     Yarasalar yaşıyor 
     Mağara, yarasalara da yuva olmuş ve çok sayıda yarasa bir kovuktan diğerine uçup duruyor. Parıldayan gözlerle bakıyorlar, sarkıt ve dikitlerin arasında oluşturdukları görüntüler gerçekten çok güzel, ilgi çekici. Mağaranın içinde yarım saat kadar kaldık, içeride tatlı bir serinlik var uzun süre kalmak belki rahatsızlık verir diye düşündük. Mağaraya sahip çıkılmış, korunmuş, yoksa hazine avcıları tarafından kısa sürede talan edilirdi. Mağaranın başına bir bekçi dikmişler. Her taraf pırıl pırıl tuvaletlerine kadar örnek gösterilecek bir ören yeri. Mağara gezilir de öyküsü öğrenilmez mi? Hemen size aktaracağım öyküsünü. Öyküsüyle de ilginç, iç yapısıyla da görkemli olan mağara yılın 365 günü yerli ve yabancı turistler için açık tutuluyor.


    Kel ve Köse Himmet
    Halk arasında konuşulan rivayete göre yörede yaşayan hem kel ve hem de köse olan  Himmet adında bir çoban, hava koşullarından korunmak için Dodurgalar kasabasının altı kilometre batısındaki Malı Dağı’nın doğu yamaçlarında sığınacak bir yer ararken tesadüfen mağaranın girişini bulur. Bir süre mağaranın girişinde bekler, ne olduğunu çözmeye çalışır, ama merak bu ya! Mağaranın derinliklerine doğru yol alır ve ortamın zifiri karanlık olması nedeniyle de bir daha çıkışını bulamaz ve geri dönemez, çaresiz kalır. Mağaranın dışında onu bekleyen otlattığı koyunlar, başlarındaki çoban köpeğinin arkasına sıralanarak köye dönerler. Koyunları gören ailesi ve yakınları şaşkınlıkla ne olduğunu ve neler yaşandığını merak ederler ve köy halkı hep birlikte Himmet’i aramaya başlarlar. Üç beş gün sonra mağaranın önünde koyunlarını otlatan  bir çoban Himmet’in mağaradan gelen sesini duyar ve ailesine haber verir. Ellerde fenerlerle mağaraya giren köylüler kısa sürede, aç susuz ve yorgun Himmet’i bulur ve dışarı çıkarırlar; köylüler bir de ne görsünler? Kaldığı kısa süre içinde artık suyundan mı, havasından mı bilinmez? Kel ve köse Himmet’in saçları ve sakalları çıkmış, işte bu efsane ile ünlenir ve Keloğlan Dodurgalar Mağarası olarak adı ülkenin dört bir yanına yayılır. Daha sonraki yıllarda sarkıt ve dikitlerden alınan parçalardan yapılan analiz sonuçlarından mağaradaki suların önemli miktarda çinko içerdiği belirlenmiş. Bağşıklık sistemini güçlendiren ve koruyan çinko büyüme ve gelişme evrelerinde, saç için de önemli bir elementlerin başında gelmektedir. Bu bölgeden gelip geçenlere bu mağarayı mutlaka görmeleri gerektiğini öneriyorum. 


     Kibrya
     Dodurgalar’dan tekrar dönüş yaparak Gölhisar’a geldiğimizde dikkatimizi başka bir levha daha çekti. Levha Kibrya’yı gösteriyordu. Ve muhteşem bir güzellikle daha karşılaştık. M:Ö 3. Yüzyılda kurulduğu tahmin edilen Kibrya’da birçok uygarlık yaşamış. Çok büyük bir alana yayılmış olan bu antik kentte bizim ilgimizi çeken eski yapı ise; Gimnazyum’du. Spor karşılaşmalarının yapıldığı bu Gimnazyum’u oluşturan taşlar özenle yerleştirilmiş. Karşılaşmaları izlemeye gelenlerin rahat etmeleri için her şey düşünülmüş o yıllarda. Sonra bilinmeyen bir nedenle bu güzelim kenti terk etmek zorunda kalmış yaşayanlar. Burada oyalandıktan sonra tekrar Gölhisar’a döndük. Oradan Altınyayla üzerinden kısa da olsa bir Saklıkent turu, ardından Göçek.


     Göçek diye bir köy kalmamış 
     İşte burada yüreğime ateş düştü. Gölhisar Gölü’nde aynı adı taşıyan köyde yaşayanlar gerçekten göle ve çevreye sahip çıkmış. Başbakan Turgut Özal’ın keşfettiği ve keşfiyle birlikte koyları, kıyıları, ormanları talan edilen Göçek’e Milliyet gazetesinde çalıştığım yıllarda o kadar çok gittim ki sayısını dahi hatırlamıyorum. Çok güzel anılarımız var Göcek’te. Köye girişte köylü kadınlar gazetecilere isimleriyle hitap ederdi. O kadar sık gelip gidiyorduk ki sanki biz onlardan birisi gibi olmuştuk. Doğrudan, onların pansiyonlarına gider kalırdık. Bizleri kendi evlatları gibi ağırlarlardı. Pek paracı da değillerdi. Ama Özal onların gözünü açtı. Göçek’in girişini bulamadık. Sanki bir İtalyan kasabası veya Yunanistan’ın bir adasındaki şehirlerden biri gibi olmuş Göçek. Anılarımın geçtiği tek bir nokta bile bulamadım. Metrelerce doldurulmuş deniz kenarında bir anı fotoğrafı çekildim o kadar. Başka söyleyecek bir şey kalmamış. Ormanlar, dağlar, bahçeler ve çayırlar her taraf villa dolmuş. Göçek diye bir köy kalmamış.
     İyi bir gezi oldu
     Göçek’ten hemen sonra Köyçeğiz’e ve Dalyan’a uğramamak olmaz. Dalyan daha hareketlenmemiş. Sokaklar bomboş. Tekneler artık müşteri beklemiyor İztuzu’na taşımak için. Ama Nisan ayı sonlarına doğru tekneler on dakikada bir dolup hareket edecek O günlere daha çok var. Dalyan’dan karayoluyla İztuzu’na geçtik. Caretta Caretta’ların yumurtalarını bıraktıkları o eşsiz, görkemli ve muhteşem sahilde nefeslendik. Katrancı Koyu’nda öğle ile karışık akşam yemeğimizi yedikten sonra dönüşe geçtik. Yolda, gelecek haftalarda yapacağımız gezilerin planlarını konuştuk.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu