Thassos Ege’nin Saklı Cenneti
Thassos ile ilgili bir yazı okuduğumda ilgimi çekti ve merak edip kapsamlı araştırma yaptım. Ada ile ilgili çok sayıda yazı okudum ve tatilimizi Thassos Adası’nda bir kampingte geçirmeye karar verdik. Zaten çadır yaşamını seviyoruz ve keyif alacağımız bir tatil olduğunu düşündük ve haklı da çıktık. Sınır kapısından çıkarken sadece aracın yeşil sigortasını soruyorlar. Yunanistan ise AB uyumlu yeni ehliyetleri kabul ediyor. Sabah erken saatlerde yola İzmir’den çıkıp yola koyulduk. Aliağa-Dikili-Bergama-Ayvalık derken, Çanakkale’ye ulaşana kadar hiç durmadık sadece Gömeç’te kısa bir mola verdik ve kahvaltımızı ettik. Çanakkale’ye giriş yapmadan doğru Lapseki’ye geçtik ve Gelibolu’ya 30 dakikalık bir yolculukla ulaştık. Yine hiç mola vermeden Keşan-İstanbul yoluyla sınır kapısı olan İpsala’ya ulaştık. Araçları ile ilk defa gidecek olanları uyarayım da bizim gibi acemilik yapmasınlar. Önce 1 numaralı gişeden işlem yapılıyor sonra 2 numaralı gişeden araç ile ilgili giriş yapılıyor.

Aleksandopolis(Dedeağaç)
İpsala- Aleksandropolis (Dedeağaç) arası 50 kilometre, hız sınırı 130 kilometre biz yine bir aksilik olmasın diye yaklaşık bir saatlik bir yolculuktan sonra Dedeağaç’a giriş yaptık ve doğru marketten buz gibi iki Yunan birası kaptık ve sahilde banka oturup mini bir keyif yaptık. Dedeğaç’a varışımız saat 17.00 civarında olunca geceyi burada geçirmeye karar verdik. Kısa bir araştırmanın ardından belediyeye ait bir kampinge yerleşip çadırımızı kurduk ve kendimizi serin sulara bıraktık. Akşam marketten alışveriş yaptık ve uzo eşliğinde keyifli bir şekilde karnımızı doyurduk. Sabah çok erken saatte kalktık ve çadırımızı toplayıp Kavala’ya hareket ettik. Yolda birkaç köye giriş çıkış yapıp havayı kokladık Türk kökenli Zakira Teyze’den incir satın aldık ayaküstü sohbet ettik. Yine bir hatırlatma yapayım Kavala’ya uğramadan da adaya gidiliyor ve Kavala’ya göre daha kısa sürüyor yolculuk. Keramoti sapağını kaçırırsanız Kavala’dan gitmek zorunda kalırsınız, çünkü otoyoldan çıkmak mümkün değil ondan sonra. Yunanistan otoyollarında şöyle bir uygulama var; önce bir şehir, kasaba veya köyün ismi yazıyor levhada ve ardından 500 metre sonra bir daha isim yok exit (çıkış) yazıyor, kaçırdınız mı geri dönüş oldukça zorlu. Kavala’yı merak ettiğimiz için birkaç saat burada kaldık. Kavala da İzmir gibi apartmanlar ile çevrelenmiş bir şehir geniş bir limanı var sahil boyunca uzanıp gidiyor.
Keramoti’den yarım saatte Thassos
Daha çok zaman kaybetmeden Kemaroti’ye dönüş yaptık, Keramoti’den yarım saatte bir feribot kalkıyor. Yarım saatlik bir yolculuk sonrası Thassos Adası’na ulaştık. Harita üzerinden yaptığımız araştırmada Prinos köyünde Daedalos kampingi bulduk. Sahil boyunca oldukça uzun bir kamp, ağırlıklı olarak Yunan vatandaşları ve Ruslar kalıyor. Biz çadırımızı Yunan ve Rus ailenin arasına kurduk. Adada kamplar üç kategoride değerlendiriliyor. A-B-C şeklinde. A sınıfındaki kamplar artık kamp mantığından çıkmış daha çok sosyete hitap eden bir konuma getirilmiş ve lüks olanaklar sunulmuş. A sınıfı kamplara talep çok olunca çadır alanları daraltılmış ve güneşin ortasında çok sayıda çadır kurulmuş cazip değil.

Tatili kampingte tamamladık
15 gün boyunca Daedalos kampında kaldık, buzdolabı, sıcak suyu, duşları, tuvaletleri ve plajı ile muhteşemdi. Adada 48 plaj (Beach) var. Ancak bu 48’in dışında beğendiğiniz her yerden denize giriliyor, su ne soğuk ne sıcak ancak pırıl pırıl, tertemiz. Adada toplanan çöpler orada kalmıyor büyük taşıyıcı araçlar ile Kavala’ya veya Keramoti’ye taşınıyor ve adanın temiz kalması sağlanıyor. Bugüne kadar gezdiğim adalar içinde en yeşil olan ormanı en bol olan ada. Ve adanın çevresi sık çam ormanları ile kaplanmış durumda.
Köyler hüzünlü
Adanın dört büyük köyü var: Panagia, Theologos, Maries ve Kazaviti. Ayrıca küçük köyler de var, Skala Kallirahis, Sotiras, Skala Marion, Skala Raxoni ve Lefki gibi. Lefki hariç tüm köyleri dolaştık, sokaklarını karış karış gezdik. Taş yollar, taş evler, kayrak taşlı kiremitler revaçta. Zeytinyağı müzesiyle bilinen Panagia köyü en beğendiklerimizden. En fazla iki katlı yapıların yer aldığı sırtını ormana dayamış olan Panagia köyünde çatıların tümü kayrak taşı ile kaplı, dar sokakları kireç ile boyanmış minik bahçeleriyle masal dünyasında gibi hissediyor insan kendini. Theologos köyü de orman köyü iki yol köyün içinden geçiyor birini gidiş diğerini geliş olarak kullanıyorlar. Bu arada adaya eğlenmek için gitmek isteyenlere de bir önerim olacak. Skala Potamias adada renkli yaşamın popüler olduğu bir bölge hem uzun Potos plajı ile ünlü hem de hediyelik eşya satan dükkanlarıyla.
Binlerce zeytin ağacı ve arı kovanı
Tekrar köyleri anlatmak istiyorum. Raxoni mütevazı bir köy Kallirahis de öyle. Sotiras tam bir dağ köyü ancak pek çok yaşam son bulmuş terk edilmiş ve yıkılmış evleriyle hüzün veriyor. Köyün merkezindeki dev çınar ağacının altındaki tavernada yer bulmak mümkün değil. Ayrıca dağdan gelip akan buz gibi suyu şişelere doldurmak için insanlar kuyruğa giriyor, biz de o buz gibi sudan içip yüzümüzü yıkadık. Maries köyü de sakin ve sessiz bir köy yol boyunca binlerce zeytin ağacı ve arı kovanı var, köyün sonunda bir de şelale var ancak yaz sezonu nedeniyle epey cılız akıyor ve mini bir gölet oluşturmuş çınar ağaçlarının arasında.

Kastro köyü ve hüzün
Kastro köyü adanın en zirvesinde bir köy, çevresi sık ormanlarla kaplı bozkır. Yaklaşık yirmi kilometrelik bir yolculuk sık çam ağaçlarının arasında sürüyor. Köy bizim Güneydoğu Anadolu’nun tipik köylerini andırıyor. Bozkırın ortasında taş evler, toprak yollar ve tek tük ağaçlar. Köyde dolaşırken bir kilise ve ardında taş yapılı bir bina gördük. Kilise kapalı olduğu için taş binaya yöneldik ve onun da şapel olabileceğini düşündük. Taş yapının eni beş metre, uzunluğu on metre civarındaydı, yüksekliği ise iki metre kadardı. Çatısı da taş ile kaplıydı ve çatıda bir baca vardı. Demir kapının açık olan penceresinden içeri doğru baktığımızda bir kemik yığını ile karşılaştık, kısa süre bir şok yaşadık ve ne olduğunu anlamaya çalıştık. Kapı birden açıldı ve içeri girdik, içeride tepeleme kemik yığını duvar diplerinde çelik ve ahşap kutular üzerinde ölenlerin fotoğrafları ve içinde kemikleri. Şaşkın bir şekle bakarak ne olduğunu öğrenmeye çalıştık. Gezinin son dört günü bu durum hep aklımıza takıldı durdu. Hüzünlendik, neden böyle olduğunu sorgulayıp durduk Ayşe ile birbirimize. Yaşamı sorguladık, yaşamın sonunu düşündük, kemikleri, kafataslarını düşündük, garipsedik ve İzmir’e döndük. Belediyedeki eski çalışma arkadaşım Teodora Hacudi’ye danıştım. O da anlattı: bunun bir gelenek olduğunu ölünün üç yıl boyunca mezarda kaldığını ve sonra kemiklerinin çıkarılıp kutulara konulduğunu ve burada sonsuza kadar kaldığını söyledi. Anlatılanlar bizi aydınlattı. Ama uygulamanın ulu orta yapılması ve kapısı açık, kemiklerle ve kafataslarıyla yüz yüze gelmenin burukluğunu hala yaşıyorum. Bu uygulamanın daha çok Yunanistan’da yapıldığını da öğrendim amaç yeni ölülere yer açmak. Yine de yaşamın sonu böyle mi olmalı bilemiyorum.

Hem mermer ocağı hem “Marble Beach”
Adanın bu bölgesindeki ocaklardan, dünyaca ünlü ve son derece saf olan kar beyazı “Thassos Mermeri” Bu plaj, hemen üzerindeki ve çevresindeki mermer ocaklarının ve fabrikasının yıllar içinde işlediği mermer atıklarının (küçük, pürüzsüz beyaz mermer çakılları ve mermer tozunun) sahili kaplamasıyla yapay bir şekilde oluşmuş. Plaja gitmek isteyen turistler hala aktif mermer taşımacılığı yapılan, asfalt olmayan tozlu ve beyaz yolları kullanıyor. Yol boyunca devasa mermer bloklarını, iş makinelerini ve ocakların kesim yaptığı alanları doğrudan görmek mümkün. Kısacası, hem plajdaki turizm ve plaj barları hem de hemen arkasındaki endüstriyel mermer üretimi yan yana varlığını sürdürüyor. Gerçekten biz de Ayşe ile denizde saatlerce yüzdük, çıkmak istemedik. Zeytin ağaçlarıyla, arı kovanlarıyla, mermer ocaklarıyla, plajlarıyla ve de otantik köyleriyle gerçekten gönlümüz bu adada kaldı.

Giola çukuru
Giola çukurundan söz etmeden geçmeyeceğim. Ana yoldan kötü topraklı bir yoldan gidiliyor Giola’ya, bir süre sonra yol o kadar kötü bir hal alıyor ki aracı park etmek zorunda kalıyoruz. Giola çukuru yaklaşık 300 metre kare büyüklüğündü dağın yamacında denizden gelen sert dalgaların vurmasıyla oluşmuş doğal bir havuz. Dalganın ardı ardına vuruşuyla çukur tamamen doluyor ve iyi yüzme bilmeyenler için tehlike yaratabiliyor çünkü dalgaya karşı direnmek insanın gücünü tüketiyor. Biz de Ayşe ile birlikte birkaç defa çivileme atladık ve saatlerce yüzüp Giola çukurunun keyfini çıkardık.

Plajlara doyum olmuyor
Skala Marion köyü ardı ardına üç ayrı koyu ve plajları ile en beğendiğimiz yerdi, birkaç günümüzü burada yüzerek, okuyarak ve dinlenerek geçirdik. Favori plajlar arasında Tripiti, Paradisos, Skala Sotira, Skala Potamias, Atspas ve Aliki en beğendiklerimiz. Aliki bizim Çeşme’nin Aya Yorgi’si gibi.




