Yazılarım

Yaşasın Hıdırellez!

Bazı yörelerde Hıdırellez gecesi ateş yakılır ve ateşin üzerinden atlarken dilek tutulur. Türk mitolojisinde ateşin kutsallığı vardır ve insanları kötü ruhlardan koruduğuna inanılır. Bu inanış zaman içerisinde Hıdırellez ile de bütünleşmiştir. 

Fotoğraf:(Ege’de Sonsöz)

Günler öncesinden depolamaya başlardık; odun parçası, tahta olarak ne bulduysak, kasalar, kurumuş ağaçlar ve dalları, eski ve terk edilmiş evlerden ne sökebildiysek, kapı, pencere, pervaz, taban ve tavan tahtaları, çatıdan düşen malzemeler, eski gazete ve dergiler… Tüm topladıklarımızı terk edilmiş bir evin bahçesinde biriktirirdik… Dağ gibi yığılırdı, mahallenin ne kadar çocuğu varsa çalışırdı, sokak sokak gezenler bile olurdu yakacak toplamak için. Topladıklarımız ısınma amaçlı değil Hıdırellez akşamı semtin en büyük boyuttaki ateşini yakmak içindi…

Günler öncesinden toplanan yakacaklar o akşam bir araya getirilir sokağın tam ortasına yığılırdı… Hava kararmaya başladığında mahallenin tüm gençleri etrafında toplanır, yakma saatinin gelmesini beklerdik. Şu anda gıda çarşısının bulunduğu bölge tarım alanlarıyla doluydu. İzmir’in dışında çevre il ve ilçelere roka, nane, maydanoz, dereotu, taze soğan ve turp gibi yeşillikler giderdi kamyonetler ile… Tarlaların kenarında o kadar çok ısırgan otu yetişirdi ki, Hıdırellezin olmazsa olmazları arasındaydı çocukların birbirlerini dalamaları… Hemen herkes ellerinde ısırgan otları dolaşır özellikle kısa pantolon ile gezen çocukların korkulu rüyaları olurdu…

Hıdırellez bir başka olurdu Tepecik’te, Ege Mahallesi’nde, Boğaziçi’nde, Tenekeli Mahalle’de ve Hilal’de…

Tepecik ve çevresi eğlenceli bir bölgeydi… Romanlar ile iç içe yaşardık ve onların neşeli yaşamı bu bölgede yaşayanları da etkilemişti. Özellikle yaz aylarında art arda gelen düğünlerde oynarlar yetmezmiş gibi gelin ve damadı uğurladıktan sonra sokakta devam ederdi müzikli, çengili eğlenceler… Ama Hıdırellez bir başka olurdu Tepecik’te, Ege Mahallesinde, Boğaziçi’nde, Tenekeli Mahalle’de ve Hilal’de… Ateşlerin yükselmesiyle birlikte ilerleyen saatlerde rengarenk elbiseleriyle, ağır makyajlarıyla Roman kızları önlerinde davul, zurna ve teflerin eşliğinde oynaya oynaya dolaşıp dururlardı sokak aralarında… Neşe kaynağıydı Romanlar…            Her sokak başında dururlar, oynarlar, ateşten atlarlar ve bir başka sokağa giderlerdi… O sırada ayıcılar gelip geçerdi. Ellerinde tef çalarak bir yandan da sopa ile ayıyı dürtükleyerek ateşin çevresine gelirler ayı oynatırlar sonra tefi izleyenlere gezdirir bozuk para toplardı… Ve zaman geldiğinde bir kibrit ile tutuşturulan kağıt parçasıyla topladıklarımız ateşe verilirdi, önce ortalığı simsiyah bir duman bulutu kaplar, ardından alevler göğe yükselirdi. Dut ağaçlarıyla kaplı olan sokaklarda ağaç dallarının tutuşmaması için çaba harcardık. Ateşe o kadar çok odun ve tahta parçası atardık ki gökyüzü kızıla bürünür, çevre mahallelerden onlarca insan bizim sokağa akın ederdi ateşin heybetini görmek için. Üstünden atlamak ise mümkün değildi… Ancak kendince cesaretli ve yürekli olduğunu düşünenler o devasa ateşin üzerinden atlar paçalar tutuşur, eli yüzü yanar simsiyah olurdu. Ama kendince yürekli olduğunu ispat ederdi onu izleyen genç kızlara karşı… Her yıl böyle karşılardık, keyifle kutlardık o geceyi… Çocukluk yılları anılarda kaldı, ancak her yıl mayıs ayının beşinde benzer kutlamaları yaşayınca okuyucular ile bu güzel geleneği paylaşmak istedim.

Binlerce yıl ötesinden gelen bu keyifli gelenek hakkında gazeteci yazar A.Nedim Atilla, Hıdırellez keyfinin Ege’de bir başka yaşandığını anlatıyor. Atilla şöyle yazıyor: Türkiye’nin hemen her yerinde Hıdırellez kutlanır ama Ege’de çok farklıdır bu kutlamalar… Biliyorum ki, Basmane’den geçerken İzmirlilerin akın akın Kültürpark’ın yeşilliklerine girip yer kapmaya çalıştıklarını görünce şaşırmayacağım. Ertesi gece Kordon’da, Güzelyalı’da, Karşıyaka’da İnciraltı’nda neredeyse üç bin yıllık bir geleneğin yaşatıldığına yine tanık olacağız. Dinlerin mitolojisinde ölümsüz olduklarına inanılan Hızır ve İlyas peygamberlerin buluşma zamanıdır Hıdırellez… Hızır denizlerde, İlyas karada yaşar ve her yıl 5 Mayıs gecesi buluşurlar; kendilerini bekleyen insanlara şans, iyilik, şifa ve zenginlik dağıtmak üzere…  Bizim çocukluğumuzda Hıdırellez şenlikleri, bütün mahalleyle birlikte kutlanırdı. Hep birlikte kocaman bir ateş yakılır; sonra yaşlı-genç güle oynaya üzerinden atlanır, dilekler kağıtlara yazılıp gül dallarına asılırdı ertesi sabah suya bırakılmak üzere… Bir de insanlar ev ya da araba gibi hayalini kurdukları şeyin resmini çizer ya da onun çerden çöpten uyduruk bir maketini yapar; bunlar da yine gül ağaçlarının altına bırakılırdı. Çünkü böylece hayallerin gerçek olacağına inanılırdı. Öykücü Ahmet Büke’nin dediği gibi, ‘O zamanlar şimdiki gibi herkes kibrit kutusu evinde yandaki komşusundan habersiz yaşamadığı içindi belki de… Nasıl düğünlerde hep beraber göbek atıyor, cenazelerde birbirimizin gözyaşlarını siliyorsak, Hıdırellez’e de hep beraber hazırlanılır, hep cümbürcemaat gidilirdi.’ Eskiden Hıdırellez’in bir adının da Isırgan Bayramı olmasının nedeni, 5-6 yaşındaki çocukların ısırganın dalamasına aldırmadan otların arasında yuvarlanması imiş. Bunun çocuğun bağışıklığını geliştireceğine inanılırmış. Burada hemen bir düzeltme yapalım… “Bir zamanlar Mısır’da kraliyet sülalesini oluşturan” Roman yurttaşlar Hıdırellez’de de en çok eğlenen, en keyif alan grubu oluşturur ama Hıdırellez’e sadece “Roman Bayramı” muamelesi yapmak haksızlık olur. Bu pagan etkiler taşıyan gelenek, toplumsal bütünlüğün parçalarından biridir ve herkese aittir…

Martaval Çömleği…

Martaval çömleğini de yazarYaşar Ürük’ten dinleyelim: Hıdırellez’den bir gece önce evlilik adayı kızlar bu işi yönetecek olan yaşlı kadının bahçesinde bir araya gelerek üzerlerinde bulunan iğne, yüzük, küpe ya da para, boncuk, anahtar benzeri şeyleri bir çömlek ya da küpün içine atmak için avuçlarının içinde tutarlar. Küpün içinde o gün toplanmış çok sayıda türde ot bulunmaktadır. Yönetici kadın elinde tuttuğu kalın bir zincir ile asma kilitle ortaya gelir ve kızların yaşı en geçkinini karşısına alarak asma kilidi kızın boynunun çevresinde üç kez çevirir. Sonra tüm kızlar avuçlarında gizledikleri şeyleri yarısına kadar su doldurulmuş çömlek ya da küpün içine atarlar. Geçkin kızın boynundaki kilit bu kez çömleğin ağzına asılır ve bu çömlek bir gül fidanının dibine yerleştirilir. İnanca göre gece yarısı gelecek olan Hızır baba ya da İlyas peygamber çömleğin içine herkesin kısmetini koyacaktır. Hıdırellez sabahı güneş doğumunda kızlar gülün yanında toplanır. Bu işi idare edecek olan bir yaşlı kadın çömleği kızların başları üstünde dolaştırıp şanslarının açık olmasını diledikten sonra kızlardan biri elini çömleğe sokar ve içindekilerden birini tutar. Bir başka kadın bu sırada ezbere bildiği manilerden birini okur. Mani bitince eli çömleğin içinde olan kız tuttuğu yüzük ya da küpeyi dışarıya çıkarır. O şey hangi kıza aitse mani de onun dileği için söylenmiş sayılır.


Bir hikaye…

Geçen yüzyılda özellikle evlenme çağını geçirmiş ya da halk ağzındaki deyişle ‘evlenememiş’ kızlar, Hıdırellez sabahları çırılçıplak soyunup bir çarşafa sarındıktan sonra evlerindeki ocak bacalarının altına geçer ve ‘açıl bahtım açıl’ diye İlyas Peygamber’e yalvararak kendilerine kısmet dilerlermiş. Zamanın çapkın delikanlıları da bu adeti bildikleri için Hıdırellez sabahları ‘deniz kıyısına iniyorum’ diyerek evden çıkar sonra mahallelerinde hangi evde böyle geçkince kız varsa o evin damına kimseye görünmeden çıkar ve bacalardan içerisini gözetlemeye çalışırlarmış.

Bir Hıdırellez sabahı Dibekbaşı semtinin tarife uygun kızlarından biri sabah erkenden bacanın altına gelir, hemencecik soyunur ve kısmetinin açılması için yalvarmaya başlar. Ancak damdaki davetsiz konuktan habersizdir. Bacadan gelen kızın sesini duyan çapkın genç sesin sahibini de görebilmek amacıyla yüzünü kocaman bacanın deliklerine adeta yapıştırır. Aşağıyı görmeyi yine de başaramayınca bu kez bacanın büyük deliğine başını sokarak aşağıya bakmak ister. Ancak zaten eğreti duran baca bu kadar harekete dayanamaz ve dibinden yıkılarak bizim çapkın gençle birlikte içeriye, ocağın üstüne düşer. Bu olay delikanlı için kötü olur. Bir bacağının kırılması ve çeşitli yerlerinden yaralanmakla kalmaz iş namus meselesine döndüğü için postu kurtarmak uğruna o kızla evlenmek zorunda kalır. Kız ise sevinçten havalara uçmaktadır. İlyas Peygamber daha duası bitmeden dileğini kabul etmiş ve acele postayla kendisine bir koca göndermiştir.


Beslenme Kültüründe Hıdırellez…

Bu eğlenceli süreç, beslenme kültürü açısından da hayli ilginç geleneklere sahiptir. Örneğin; Kütahya’nın Tavşanlı İlçesi’nde yaşayan Karakeçili Yörükleri, bu Hıdırellez’de de buğday tarlalarından topladıkları çiy taneciklerle sütlerini mayalayacaklar ve binlerce yıldır olduğu gibi yine şaşmayacak ve sütleri yoğurt olacak. Bolu’nun Seben İlçesi’nde, Balıkesir Susurluk’ta ve Göynük’te de yaşıyor bu gelenek. Tahmin edeceğiniz gibi, işin bilimsel bir yanı da var. Mayıs ayının ilk haftasında, bitkilerin yapraklarındaki çiy damlalarında oluşan mantarlar bu mayanın kaynağı… Göynük’te süt yoğurt olursa, bu yoğurttan birer parmak alınarak diğer yiyeceklere de sürülüyor. Eğer ki maya tutarsa, Hızır oraya uğramış sayılıyor ve tüm yılın bolluk içinde geçeceğine inanılıyor.


Kekik ve Isırgan 

Hıdırellez ile ilişkili iki ot ise kekik ve ısırgan. Kekik, Hıdrellez’den önce toplanmıyor çünkü sonrasında toplanırsa daha şifalı olacağına inanılıyor. Yine Hıdrellez’de evlerin kapılarına asılan ısırgan otunun da bereket getireceğine inanılıyor. Günümüzde faydalarını saya saya bitiremediğimiz ısırgan otu ile Anadolu’nun birçok yerinde Hıdırellez günü börekler pişiriliyor, salatalar yapılıyor.  Mayıs ayı ile birlikte diğer otlar yavaş yavaş tükenirken temmuzda istifno (stifno) çıkıncaya kadar, otseverlerin yegane malzemesidir ısırgan… Bez torbada kalan son pişirimlik tarhana çorbanızı ısırganla tatlandırabilirsiniz; taze lorla karıştırıp salata yapabilir ya da kışın bal ile karıştırmak için tohumlarını kurutabilirsiniz. Isırgan otu Anadolu’nun her yerinde  başka bir adla anılıyor. Ege’de ‘dalgan’ ya da ‘dalagan’ derler ısırgana… Doğu Anadolu’da ‘gezgeç’ ya da ‘geznik’; Karadeniz’de ise ‘cızlağan’ ya da ‘cızgan’… Ayrıca Artvin’de ‘cincar’, Isparta’da ‘ısırgandalak’, Van’da ‘gezgezok’ dendiğini de biliyoruz. Latince adı ise ‘urtica’; ‘uro’dan geliyor; anlamı da ‘yakan’ demek…

Anadolu’dan Hıdırellez Gelenekleri 


Hıdırellez geleneğinin Anadolu’da yarattığı oldukça ilginç sofra alışkanlıkları var: 
– Hızır geldiğinde atının karnı doysun diye kapı önlerine arpa-buğday serpilir. 
– Bazı yörelerde Hıdırellez gecesi ateş yakılır ve ateşin üzerinden atlarken dilek tutulur. Türk mitolojisinde ateşin kutsallığı vardır ve insanları kötü ruhlardan koruduğuna inanılır. Bu inanış zaman içerisinde Hıdırellez ile de bütünleşmiştir. 
– 5 Mayıs gecesi delikanlıların özel yapılmış tuzlu bir çörekten yiyip yattıklarında      o gece rüyalarında evlenecekleri kızı göreceklerine inanılır. Genç kızlar ise tuzlu çöreğin yarısını yer, kalan yarısını da dam ya da duvar üstüne bırakırlar. Kargalar çöreği hangi evin damına taşırsa genç kız o eve gelin gidecek demektir. Şayet kargalar çöreği uzaklara götürürse genç kızın kısmeti de gurbette demektir.
– Hıdırellez günü önceden pişirilmiş ekmek bütün halde sofraya konulur. Bu ekmek asla parçalanmaz ki ailenin birliği o yıl da kalıcı olsun. 
– 6 Mayıs sabahı, seher vakti bir akarsu kenarında çamurdan ev maketi yapılarak içine buğday konulursa, o yıl tarlalarda mahsulün bol olacağına inanılır. Hıdırellez günü çocuklara şifa olması için soğan suyunda kaynatılmış yumurta yedirilir. Yayıklar yıl boyu iyi ürün versinler diye yeşil dallar ve yapraklarla süslenir.  
– Bazı yörelerde Hızır haftasında yani 5-6-7 Mayıs günleri üç gün boyunca oruç tutulur. İftara doğru kesilen kurban etleri fakirlerle paylaşılır. Orucun son günü ise tuzlu çörek pişirilip dağıtılır. Ayrıca komşular birbirlerini ziyaret edip ‘Hızır Lokması’ ikram ederler. 
– Makedonya Türkleri de un, arpa ve buğday ambarlarına bereket taşı koyarlar.
– Azerbaycan’da ‘Hıdır-Nebi’ adıyla kutlanan bayram için hazırlıklara Şubat ayından itibaren başlanır. Hıdır-Nebi zamanında bütün evlerde ‘haşıl’ (yoğurtlu buğday çorbası) ve pilav pişirilir. Bu güne özel olarak da yeşertilmiş buğdaydan ‘semeni’ adında bir tatlı yapılır. 
– Kazdağları’nda Hıdırellez gecesi Hızır için pilav pişirilir. Urla ve Karaburun’da da şifa olsun diye kır çiçekleri kaynatılıp suyu içilir ve yeni sağılmış süt Hızır’ın eli değsin diye bir köşeye bırakılır.
– Hıdırellez günü ‘Hıristiyan-Türk’ olan Gagavuzlar kurban keserler. Rahip tarafından kurbanın dili tuzlanır ve hayvanın iki boynuzunun arasına iki tane mum yerleştirilip yakılır. Kurban edilen kuzunun kanı da herkesin alnına sürülür ve kuzu eti parçalanmadan bütün olarak pişirilir. Kurban eti kilise avlusunda haç damgalı buğday ekmeğiyle beraber fakirlere dağıtılır.

Hıdırellez’in beyazperdedeki görkemi: Çingene Zamanı

Hıdırellez şüphesiz ki, sinema filmlerinde de karşımıza çıkan bir bayram. Ancak hiçbir film, Emir Kusturica’nın yönettiği Çingeneler Zamanı filmi kadar hafızalarda yer almamıştır. Film kadar müzik de sinema tarihine adını yazmıştır. Filmdeki “Ederlezi” şarkısı Hıdırellez Bayramını anlatır. 1998 yılında çekilen ve dünyada tamamı Çingene dilinde çekilen ilk film olma özelliği de taşıyan Çingeneler Zamanı, telekinezik güçlere de sahip olan Perhan adında bir Çingene’nin hikayesini konu ediniyor. Perhan,  genç yaşta Yugoslavya’nın küçük bir köyünden çıkıp Milano’da bir suç şebekesine dahil olur, Azra ile yaşadığı aşk ve kız kardeşi Danira’ya uzun süre sonra tekrar kavuşmak için gösterdiği çabalar etrafında gelişir hikaye.  Filmdeki en masalsı ve destansı sahne bir nehir veya göl kıyısında büyük bir kalabalık halinde toplanan Çingenelerin bayram kutlamasıdır. Aslında bir düştür Hıdırellez…Perhan’ın gelecek düşü…Aşkın, ekmeğin gelecekte yaralanmadan kazanılabilmesinin düşü. Ancak, annenin yaşlı gözleri bu düşün ucundaki kederi anlatır bize. Çingeneler ellerinde meşalelerle nehirde yıkanırlar. Bir bahar serinliği gibidir hayalleri. Asıl mesesle öteki kalmak değildir, zira beklenen yeni gündür bahara selamdır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu