Bir Günde Dört Mevsimi Yaşamak

Bir Günde Dört Mevsimi Yaşamak
Ayvalık’a dönerken, bir anda özledik Salda Gölü’nü, Eşeler Dağı’nı, Yarışlı Gölü’nü, köylerini, kırmızı kiremitli çatılarını… Olsun daha nice güzellikleri barındıran ülkemizde gideceğimiz, göreceğimiz ve keşfedeceğimiz o kadar çok güzellikler var ki…
Son günlerde başlayan bölgesel yağmurlar bu kez gezimize renk kattı, ancak gerçekleştirmek istediğimiz bir düşü yok etti ve planlarımız bozuldu. Aylar öncesinden Burdur, Yeşilova Eşeler Dağı’na çıkmayı hayal ettik durduk. Araya işimiz nedeniyle engeller girdi. Sonunda planladığımız gibi programımıza devam ettik. Cumartesi sabahı gündoğumunda saat sabahın 06.00’sını gösteriyordu. Hava gri, puslu ve biraz da serindi, yani tam bizim sevdiğimiz havalar. Kurt muyuz nedir anlayamadım! Ama bu gezide bir günde dört mevsimi birden yaşadık. Önce güneşli bir hava, dolu, kar yağışı ve ardından sağanak yağmur.

Bulutlar kirlendi
Aydın otobanından yola koyulduk ve zaman kazanmak için eski yolu tercih etmedik. Gideceğimiz yol yaklaşık 360 kilometre. Daha yolda iken yağmur yağmaya ve bulutlar iyice kirlenmeye başladı. ‘Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır’ derler ya! Yine de artık cemrelerin düşmesiyle birlikte bitkiler uyanmaya hava da bir nebze olsun ılımanlaşmaya başladı. Yeşil bir örtünün ortasına serilmiş gri bir yolluk halı gibi görünen otoyoldan Aydın’a uzandık ve eski yoldan devam ettik. Artık yerel yöneticiler yurtdışı gezilerine gide gele bu işi öğrendi. Şehircilikte estetik bilincini geliştirmeye başladı belediye başkanları. Özellikle de Aydın’ın ilçelerine girişlerde muhteşem bir görsel şölen yaşanıyor. İyice boy atmış ağaçların arasında ve bin bir renkli çiçekler ile donatılmış orta refüjlerin eşlik ettiği bir yolculuk gerçekleştiriyoruz. Köşk ve Nazilli derken Karacasu yoluna sapıyoruz. Hiç bozulmamış doğal güzellikler arasında yol alıyoruz. Karacasu ilçesinin içinden geçip, tekrar Burdur istikametine dönüyoruz.

Serinhisar leblebisiyle ünlü
Çorum kadar sanayileşmiş olmasa da, hatırı sayılır oranda hediyelik satıcıları var. Onlardan birine girip leblebinin her çeşidinden bolca satın aldık. Yeşilova’ya ulaştığımızda yağmur damlaları, hızını iyice artırdı. Sanki bir anda karakışın ortasında kalmış gibiydik. Yeşilova’da salaş bir lokantada patlıcan ve biber dolmasını yoğurdun eşliğinde yiyerek karnımızı doyurduk.

Önce dolu ardından kar
Eşeler Dağı’nda yürüyüşe başladık. Yön levhaları bulunmadığı için gördüğümüz her kişiden tarif aldık. Birkaç yüz metre gittikten sonra Yeşilova arkamızda kaldı ve yeşil yolun içine giriverdik. Yağmur damlaları sertleşmeye başladı. İki bin metredeki yangın kulesine ulaşmak için toprak yollardan hangisinin doğru yol olduğuna karar vermek için mantığımızı kullandık. Karaçamlar ile çevreli yeşil çayırların ortasında yönümüzü bulmaya çalışırken başlayan dolu yağışı bizi şaşkına çevirdi ve bir anda yeşil çayırlar beyaza büründü. Aracın içinde klimayı çalıştırmak zorunda kaldık. Yangın kulesine vardığımızda ise rüzgar hızını öyle artırdı ki, dışarıda durmak mümkün değildi. Ama Salda Gölü aşağıda muhteşem görünüyordu. Kuleden birkaç fotoğraf çekmeden dönmek olmazdı. Yeşil çayırlar ile çevrili Salda Gölü’nün çivit mavisi suyu ve sahilindeki sakız gibi beyaz taşları gerçekten görülmesi gereken büyüleyici bir manzaraydı.
Dönüş zamanı
Salda Gölü’nün üzerinde kararan bulutlar yine yağmurun habercisiydi. Burdur yönüne doğru yola koyulduk. Sevimli, sıcacık gülüşlü köylülerin esirgemediği selamlarını alarak, köy kahvelerinde demli çayları yudumlayarak, Salda Gölü kadar olmasa bile, onun kadar görkemli Yarışlı Gölü’nün çevresini dolaştık. Tek tük kalmış kuşların çıkardığı sesleri dinledik. Tabiat ananın bize sunduğu görsel güzellikleri hapsettik objektiflerimize. Ayvalık’a dönerken, bir anda özledik Salda Gölü’nü, Eşeler Dağı’nı, Yarışlı Gölü’nü, köylerini, kırmızı kiremitli çatılarını… Olsun daha nice güzellikleri barındıran ülkemizde gideceğimiz, göreceğimiz ve keşfedeceğimiz o kadar çok güzellik var ki…




