1450 Metrede Simav Gölcük Yaylası

1450 Metrede Simav Gölcük Yaylası
Dönüş güzergahını bu kez farklı bir rota üzerinden belirledik. Demirci yoluyla, Adala beldesi oradan eski Salihli yolundan, üzüm bağları arasından Ayvalık’a dönüşe geçtik, yapacağımız yeni yolculukları konuşarak…
Kütahya’nın ilçesi Simav’ın Gölcük Yaylası’na dördüncü kez çıktık. Bundan tam 13 yıl önce emekli Türkçe öğretmeni rahmetli Ali Özdemir’in kılavuzluğunda kamp yaptık, çadır kurduk, yanımızda bisikletlerimiz vardı; gölü defalarca turladık, çok keyifliydi. 600 yaşını çoktan aşmış ulu karaçamların altında kurduğumuz çadırların üzerine sabaha kadar yağmur yağdı durdu. İkinci gezimizde de yine ESHOT’un efsane genel müdürü Zekeriya Dolar ve gazeteci arkadaşlarımla birlikte günübirlik gittik, hava koşulları çok kötüydü, yollar karlı ve kaygandı. Zincirimiz takılıydı, bir ara hava koşulları normale dönünce olmayacak hata yaparak zincirimizi çıkardık; aracımız dönüş sırasında Çavdarhisar yolunda, donmuş olan zemin nedeniyle kaydı ve uçuruma yuvarlandık. Zeminin karlı olması nedeniyle, aracımız adeta bir kızak gibi kaydı pek zarar görmedik ama ölümden döndük; ufak tefek yaralarla atlattık bu kazayı.

Beyaz bir çarşaf gibi örttü
Aradan uzun bir zaman geçti, o bölge hep aklımızda, gerçekte muhteşem güzellikler, doğallık taşıyor bu bölge. Yine gazeteci arkadaşlarla buluştuk bu kez kalmalı çadır kurmalı bir program yaptık. Çok keyifliydi, kar yağmaya başladı ve gölün üzerini beyaz bir çarşaf gibi örttü. Karın altında mangalımızı yaktık, sucuk ekmek ile kendimize ziyafet çektik. Yeşil örtü ve doğal çevre bizi sürekli o bölgeye mıknatıs gibi çekiyor zaten. Ayvalık’ın doğallığı, adaları, kumsalları, yeşil örtüsü tabii ki tartışılmaz. Ama arada bir kendimizi uzaklara atıyoruz, Ayvalık özlemiyle dönüyoruz, özlüyoruz bu kenti.

Gölcük üzerine yeni bir program
Yine Gölcük üzerine Ayşe ile birlikte bir program yaptık. Bu gezi Simav Gölcük’e yaptığımız son gezi oldu, artık dördüncü kez geliyorduk ve dedik ki son kez gelelim, yine günü birlik bir piknik yapalım. Mart ayı, bahar ayı birden sıcak yaptı, soğuk hava yerini kısa sürede terk etti. Ama yine de Mart ayı şaka yapmayı sever, kazma kürek yaktırır derler. Günler uzamaya başladı o nedenle günışığından yararlanmak için bu kez sabah saat 05.00’de yola koyulduk. Yolda hiç mola vermeden Akhisar’ın Başlamış Köyü’ne kadar yol aldık. Başlamış Köyü’ne girdikten sonra öyle bir sıcak ilgiyle karşılaştık ki anlatamam. Köy bakkalı Neşe Abla yanımıza geldi. Salatalık, domates ve zeytin ikramında bulundu. Kahvede masaya kahvaltılıklarımızı yaydık. Masanın karşısında köyün en yaşlısı Mehmet Amca bizi dikkatle izledi ve konuşmalara katıldı.

Başlamış Köyü’nde sıcak sohbet
Yıllardır bakkal işleten ve PTT Acentası levhası hala dükkanının kapısında asılı duran Nuri Dayı ile sıcak sohbet eşliğinde kahvaltımızı tamamladık. Dev çınar ağacının altında, kuşların çıkardığı sesleri dinleyerek veda zamanının geldiğini hatırlattık. Yıllarca İstanbul-İzmir araç trafiğinin çilesini çeken Sındırgı yolu, yorgunluk atıyor gibiydi. Tek tük geçen araçlar, artık iş yapmadığı için yıkılan restoranlardan kalan molozlar, sağlı sollu çam ağaçları ve kuş sesleri eşliğinde eşsiz bir güzergah Sındırgı yolu…

Pazaryerine uğramadan olmaz
Sındırgı’ya ulaştıktan sonra Cumartesi günleri açık olduğunu bildiğimiz Sındırgı Pazaryeri’nde aldık soluğu. Köylü kadınların bakraçlara mayaladıkları yoğurtlar müşteri bekliyor. Çevre köylerden gelen üreticiler taze ürünlerini sunuyor. Hemen herkes aynı ürünü satıyor. Fiyatlar, büyükşehirlere göre çok uygun, tezgahlar da mis gibi kokuyor hormonsuz ürünler. Domates, salatalık, zeytin, çilek, tavuk, peynir ve köy ekmeği bizim piknik yiyecekleri hazır. Sındırgı pazarından çıktıktan sonra doğru Çöygören barajı yoluyla Gölcük. Daha önceki gezimizde geldiğimizde Çaygören Barajı’nın suyu içlere kadar çekilmişti ve buna çok üzülmüştük.
Eynal kaplıcalarının sağı solu sera
Son aylarda yağan yağmurların da katkısıyla baraj seviyesi düşük ama suyun havzaya yayılma oranı çok iyiydi. Çaygören Barajı’ndan Simav’a ulaştık. Aracımızın yağını ve suyunu kontrol ettikten sonra Eynal Kaplıcaları yolundan tırmanmaya başladık. Her geldiğimizde seraların çoğaldığını görüyoruz. Yol boyunca düz arazide sera yapılacak alan artık kalmamış gibi. Seracılar ürettikleri ürünleri yol boyunca satışa da sunuyorlar. Seralar termal enerji ile ısıtılıyor. Eynal Kaplıcaları dünyaca ünlü ama sanırım iyi bir tanıtım yapılamıyor ağırlıklı olarak yerli turistlere hizmet veriyor.

Hava güneşli ama serindi
Yaklaşık 20 kilometre tırmandıktan sonra Gölcük’e ulaştık. Sabah erken yola çıktığımız için öğlen gibi ulaştığımız için piknikte zaman geçirmek için önümüzde daha çok uzun saatler vardı. Gölün çevresini turladık. Simav’dan gelen günü birlik piknikçiler çimlere yayılmış. Gölde balık tutanlar, sevgilisiyle el ele dolaşanlar. Güneş gölü terk etmeye başlayınca soğuk hava bizi bir anda titretti, içimiz ürperdi. Akşam karanlığı çökmeye başlayınca, onlarca puhu kuşu sanki bir koronun birer elamanı gibi şakımaya başladı.
Can dostlar her yerde
Mangal ateşinin yanması ve tavuk kokusunun çevreye yayılmasıyla birlikte sevgili dostlar çevremizde toplanmaya başladı. Beyaz bir kangal kırması kocaman vücuduyla kıvrak hareketler yaparak yanımıza sokuldu. Payına düşeni aldı. Sanırım bunun karşılığı olarak, biz piknik alanından gidene kadar başımızdan ayrılmadı, aldıklarının bedelini ödedi sanki. Piknik ateşimizi söndürmeyi ve toprağa gömmeyi unutmadan yola koyulduk. Dönüş güzergahını bu kez farklı bir rota üzerinden belirledik. Demirci yoluyla, Adala beldesi oradan eski Salihli yolundan, üzüm bağları arasından Ayvalık’a dönüşe geçtik, yapacağımız yeni yolculukları konuşarak…




